You Are Here: Home » denemeler » eskici

eskici

Şehrin kendini kardan arındırıp, güneşi sunduğu bir anda, kemiklerini ısıtışının tadını çıkarırken karşılaştı eskiciyle.. Belirli aralıklarla tekrarlanan, donuk sesin o denli duygu yükleyeceğini tahmin etmezdi. Belki de o donuk sesten ziyade, el arabasında taşıdığı o tüplü televizyondu her şeyin sebebi..

Odalarında, koltuğa sığamayanlar olarak yere kurulup, küçücük ekrana uzun uzun bakışlarını hatırladı, nasıl heyecanlandığını.. Ve o kalabalıktaki sıcaklığı.. Belki şimdi koca ekran karşısında tek başına olduğu için ısınamıyordu, gözü diğerlerini aradı..

Sofrada yangından mal kaçırırcasına tükettikleri yemeklerin son parçasına dokunamayıp diğerlerine bırakırken, hepsinin zihninden geçen’ hepsi doymuş olsa da bana kalsa’ cümlesini anımsadı ve hiç tüketilemeyen o son parçayı..
Tam o an yine aynı ses ‘eskiciiii’ diye bağırdığında, sesindeki donuk ifadenin ete kemiğe büründüğünü hissetti burnunun direkleri sızlayarak.. Eskicinin bile eskide kaldığından eminken, nerden çıkıp geldiğini anlamaya çalıştı bu zamansız misafirin.. Zamansızlık içinde kaybolmuşken, yolunu bulması epeyce vaktini aldı.. Eski küçük evlerinde, kardeşiyle paylaşamadığı oyuncaklar için kavgalarını hatırladı, ne kadar şanslı olduğunu fark ederek.. Her şeyin bir duygusu vardı eskiden, şimdiki çocuklardaki duygusuzluğu görünce hissettiği..

Aldığı çikolatanın bir parçasını, kardeşine getirmek için sakladığı montundan düşüren ablalarını anımsadı.. Nedense hemen ardından da babasının hazırladığı reçelli ekmekleri.. Birden burnunda tüttü, yılbaşı için hazırlanan tavuğun, ocakta tütsülenen tüylerinin kokusu..

‘Eskiciiii’ .. Ses artık duyulamayacak kadar uzaklaşmıştı. Koşup geri getirebilmek istedi adamı, anılarını geri getirebilmek adına.. Ama durup hatırlamaya çalışsa da dokunamayacağı  kadar uzağındaydı her şey..

foto: family portrait feet by Mark Duffy

About The Author

Number of Entries : 179

Leave a Comment

Scroll to top