You Are Here: Home » gezmek güzel şey » fethiye » dil okulu bahane gezmek şahane

dil okulu bahane gezmek şahane

‘Bak seni çok iyi anlıyorum ama konuşamıyorum’ yanıtlarımdan sıkıldığım bir anda karşılaştım IM Academy‘ye gitme teklifiyle. Fethiye’de iki hafta İngiliz ailelerin yanında kalmak kaçırılacak bir teklif değildi, ben de aynen öyle yaptım ve kabul ettim. Figen, Dilek ve ben yine ‘bindik bir alamete gidiyoz kıyamete’..

Kısa bir süre sonra yanında kalacağımız ailelerin bilgileri ve fotoğrafları ulaştı elimize. En güzel ev ve en güzel hatun kişi benimki :) Figen’in yanında kalacağı kadın ise en yaşlısı. En şanslıları olarak göğsüm kabarmış bir şekilde başlıyorum hazırlıklara..

İki haftalık bir tatil için bavul konusunda abartmamaya kararlıydım, hiç abartmamıştım. Bu zamana kadar da hep Figen’le bu konuda dalge geçerdim zira kendisi iki günlük tatil için dört-beş çeşit ayakkabı alan bir zattır. Ama bu işte bir terslik olsa gerek bu kez kendi bavuluma sığamadım. Figen’den aldığım battal boy bavula sıkıştıra tıkıştıra sığmaya çalışırken, yüzüm kızarmadı değil. Benim için en kötüsü Figen’in benden daha küçük bir bavula sığabilmiş olmasıydı. Dilek, eşiyle bizi almaya geldiğinde bavulumla karşılaşma fasılları görülmeye değerdi. Arabaya zar zor sığdıktan sonra havaalanına doğru yola çıkmıştık ki Figen’den beklenen ses geldi. ‘Kimliğmi almayı unuttum’

Söylemiş miydim kendisi ablam olur. Sorumluluk konusunda bayrağı kimselere teslim etmez:) Neyse ki çok yol almamıştık. Uçağı kaçırmaktan kurtulduk edalarında salınırken checkin yaptırmak için yerini alan Dilek’ten kötü haber geldi. Checkin kapanmıştı. Geç kalmasaydık, dünyanın dönüşü aksar, bir şeyler yolunda gitmezdi. Sorun yok, her şey yolunda gidiyordu bizim için:) Yalvar yakar checkin işlemlerimizi yaptırmayı başarıp son anda uçağı kaçırmaktan kurtulduk derken, havaalanındaki en can sıkıcı durum geldi beni buldu. Biri bana bir daha uçacağım zaman lütfen bot giymemem gerektiğini hatırlatsın. Zira çoraplarımla renkli anlar yaşatmak istemem insanlara bir kez daha..

Üçümüz de o kadar uykusuzduk ki uyuyabilmek için, yolculuğun saatlerce sürmesini diledik ama nafile.. Dışarı çıktığımızda ilk kez bana özel bir karşılamayla karşılaştım. İsimlerimizin yazılı olduğu karta bakıp bakıp ‘evet işte o benim evet ta kendisi’ diye böbürlendim, ismini ilk kez gören masum köylü edalarında.. Uçaktaki kahvaltı yetersiz geldiğinden, ikimiz Figen’i gazladık ve saldık şoför amcanın üzerine:) ‘Merhaba’nın ardından söylediği ilk cümle ‘ Biz çok açız, ailelerin yanına gitmeden son kez üçümüz bir arada kahvaltı yapabilir miyiz’oldu. Öyle garip bir psikolojideyiz ki hepimiz, sanki yıllarca vatan hasreti çekeceğiz, tek bir türk yüzü görmeyeceğiz.. Türkiye sınırlarında bu psikolojiye girebilmek de büyük başarı, takdire şayan cinsten hani..

Şoför amca baskılarımıza dayanamayıp bizi kahvaltı edeceğimiz yere götürürken, gideceğimiz yol ikiye ayrıldı. ‘Tünelden mi gitmek istersiniz yoksa dağ yolundan mı’ sorusuyla karşılaşan gariban şehir insanları olarak düşünmeksizin ‘dağ yolu’ diye çığlık attık. En tepeye çıktığımızda, küçük bir mola verdi bizler için, manzaranın tadını çıkaralım diye..

Ardından o beklenen kahvaltı anı geldi. Kahvaltı için girdiğimiz pastahanede aç kurtlar olarak her birimiz farklı köşelerde kahvaltı tabakları, peynir çeşitleri arıyorduk ki karşılaştığımız tek bir nokta vardı. Poğaça ve börekler.. Hiç sesimizi çıkarmadan hüsran içerisinde sessizce kahvaltımızı edip kalktık.

Vee beklenen an ‘artık kaçış yok millet her birimiz ayrı ayrı serpiştirileceğiz’.. Hepimizi bir heyecan sardı. İlk kurbanı merak ederken, zarfın içinden ilk çıkan isim Dilek oldu. Öyle heyecan yaptık öyle reziliz ki önceden yapmadığımız hediye dağıtımını, kadın siyah kedisiyle Dilek’i karşılamak için kapıya çıktığında gözleri önünde yaptık. Dilek kıpkırmızı bir şekilde uslu bir çocuk edasıyla takıldı ebeveyninin peşine, bizlerse tekrar düştük yollara. Gerginlik hala devam ediyordu, gitmeye hazır değilim diye düşünürken bu kez Figen sesi yankılandı. Onu da yaşlı teyze ve mükemmel beyaz golden cinsi köpeğine emanet edip yola devam ettik. Artık kaçarı yoktu sıra bana gelmişti. Benim güzel mavi villam içimi açtı. Bir an önce içeri girmek için sabırsızlanırken, bahçede beni karşılayan köpek mutluluğumu ikiye katladı. Jackie elimdeki bavulu görünce ‘ iki hafta mı kalacaksın yoksa iki ay mı’ diye sordu haklı olarak.

Çantalarımızı bırakıp hazırlandıktan sonra Barış bizi almaya geldi. Bu saate kadar kahvaltı yapmayıp bizleri beklemiş ki deniz kenarında enfes bir yerde kahvaltı yapalım diye. Ama biz üç obur tıka basa poğaça ve böreklerle doyduğumuz için çay içmekle yetindik. Herkes kendi eviyle ilgili izlenimini diğerlerine aktarıyordu. Figen kaldığı evde kömür sobası yandığını söyleyince uzun süre dalga konusu oldu aramızda. Dilek’in odasında klima vardı, benim gözüme çarpan bir şey olmamıştı henüz. Benim ve Dilek’in ailesi bizler için anahtar vermişti, Figen’de o da yoktu:)

Ölüdeniz vakti geldi çattı. İlk kez Ölüdeniz’e geliyor olmanın verdiği mutlulukla, doğanın keyfini çıkarmaya başladım. Temiz hava bizi çarpmış olsa gerek ki verdiğimiz pozların hepsi yamulmaya başladı. Denizin sakinliğinde, sessizliğin ve Ölüdeniz’in keyfini çıkardık uzun süre. Tüm yorgunluğun ardından istediğimiz tek bir şey vardı. Eve gidip sızmak, aynen öyle yaptık.

About The Author

Number of Entries : 179

Comments (3)

Leave a Comment

Scroll to top