You Are Here: Home » gezmek güzel şey » fethiye » neyleyim köşkü neyleyim sarayı

neyleyim köşkü neyleyim sarayı

Fethiye’de ilk sabahımıza uyandığımda heyecanla kahvaltıya indim ama heyecanım masada beni bekleyen şeylerle karşılaşınca tarif edilemez garip bir duyguya dönüştü. Mısır gevreği ve süt- ki bu iki birleşimden oldum olası hazetmedim- krem peynir, reçel, sarelle.. Ne ekmek ne herhangi bir şey. Tam ‘acaba reçelli mısır gevreği deneyimini insanlığa kazandırmanın vakti mi geldi’ diye düşünürken Jackie ‘tost ister misin’ diye sordu. Gözlerim parlayarak ‘evet’ dedim. Şöyle bol kaşarlı bir tost mükemmel olacak diye düşünürken, tabağımda iki kızarmış ekmek buldum, İngilizcenin acı gerçeğiyle tanışmış olarak.. Demek ki İngiliz ailelerde kahvaltı böyle diye düşünüp sesimi çıkarmadım.

İlk günümüzde, aileler servisi bekleyeceğimiz yeri göstermek için bize eşlik ettiler. Benim genç ailem çocuğuyla muhattap olmak istemeyen ebeveyn edasıyla yeri gösterir göstermez ‘bay bay’ dedi ve gitti. Ben de çaresiz bizimkileri arayıp yanlarına gittim. Dilek ve yanında kaldığı kadın gayet mutlu gözüküyorlardı. İlgisiz ailemin yüklemiş olduğu sorumlulukla, direk kadına dönüp ‘beklemek istemezseniz sorun değil biz birlikte bekleriz’ dedim ve Dilek’in ebeveynini yolladım.

Belki de bilinçaltım aileleriyle bekleyen çocuklar içinde, yalnız bekleyen çocuk olmak istemiyor diye düşünürken Figen, yanında kaldığı kadınla yanımıza geldi. Ben yine aynı hissiyatla, zaman kaybetmeden aynı cümleyi sarfettim ama Figen’in ebeveyni pek bir sorumluluk sahibi çıktı ‘siz servise binene kadar bekleyeceğim’ dedi ve gerçekten de ısrarlarımıza rağmen gitmedi.

‘İngiliz ailerin kahvaltı anlayışının olmaması ne garip’ dedim reddedilmektense onaylanmayı bekleyerek ama Figen beklenmedik bir çıkışla ‘Benim kahvaltım süperdi. Çeşit çeşit peynirler, zeytin, domates, yumurta, reçel, bal’.. Liste uzadıkça uzuyordu. Sanırım ailelerle ilgili her şey tersine dönmeye başlamıştı :(

Okula vardığımızda, sınıflarımızın belirlenmesi için seviye tespit sınavına girdik. Ardından ilk gün aktivitesi olarak, okuldaki bütün öğrenciler ve görevlilerle Fethiye turuna çıktık. Dinlenme molamızda bir kafeye oturup bir şeyler yiyip içerken, bir yandan da İngilizcemizin el verdiğince birbirimizle kaynaşmaya çalışıyorduk. Yeni grupla karşılaşma dedikodusuz olmazdı tabii. Bir de tam dedikoduya başladığımda en önemli kısmı -anlaşılmasın diye İngilizce konuşma alışkanlığımdan olsa gerek-İngilizce söylemeseydim iyiydi :)

Akşam yemeği için, bizimkilerden sevdikleri yemekleri öğrenmişler, ona göre hazırlık yapabilmek için. Benimki bana sürpriz yapacak diye düşünüp, heyecanla bitirdiğim yolun ardından ‘Hamburger sever misin?’ sorusuyla karşılaşmak, gerçekten sürpriz oldu benim için.

Sofradan hüsranla kalktıktan sonra deli gibi üşüdüğümü fark ettim. Evde ısınmak için hiçbir şey kullanmıyordu. Bir şeyler istediğimdeyse ilk gün sıcak su torbasını önerdi! Çaresiz ısınmak için eve gider gitmez yatağa giriyor, tavuk gibi, akşam dokuzda uyuyakalıyordum. Ertesi gün, elektrikli sobası olduğunu öğrenince, büyük bir sevinçle kullanmak istedim ‘Sadece bir saat kullanabilirsin’ cevabının ardından, bu evde hayatta kalma mücadelesi verdiğimi fark ettim. Mutsuzdum, acilen ailemi değiştirmem gerekiyordu. Dilek’in odasında klima vardı. Figen’in evinde klima vardı, ayrıca üşümesinler diye bir de soba yanıyordu, odasında da kliması vardı. Evet yaşadığım ev çok lükstü ama içeride huzur olmayınca ‘neyleyim köşkü, neyleyim sarayı’.. Dışarıdan bakılınca özenilen zengin aile hayatı yaşadığımı fark ettim. Huzur ve aşk yoktu, boşanma vakti gelmişti..

About The Author

Number of Entries : 179

Comments (1)

  • Norene Liebold

    I’m still learning from you, but I’m improving myself. I certainly enjoy reading all that is written on your site.Keep the stories coming. I enjoyed it!

    Cevapla

Leave a Comment

Scroll to top