You Are Here: Home » gezmek güzel şey » thames nehri

thames nehri

kapak

Oxford’a adım attığımız an itibariyle bizi takip eden kara bulutlara inat program yapmaya devam ediyorduk. Kendimce turistik gezilerden beklentim daha gezmeli görmeli olduğundan, Şeyma’dan gelen hiç beklemediğim öneriyle hoplayıp zıplamaya başladım. Bu planın içinde; nehir vardı, nehirle kaynaşmak vardı vee kendi başına mücadele vermek vardı.. Yani her şey benlikti. Hava durumuna baktığımızda önümüzdeki günleri de değerlendirerek bu plan için en uygun günün bugün olduğuna karar verip kendimizi attık yolara. Summer Town, Cherwell Boathouse’da düzenlenen punting için Şeyma’nın arkadaşlarıyla buluştuk. İki ekibe ayrılıp atladık sandallarımıza. Thames nehrini uzaktan seyreylemek yerine dokunabilecek, ördeklere yaklaşabilecektik. Bir süre dışardan izlediğimiz aktivite üzerine çoktan atıp tutmaya başlamıştım bile. Ellerinde tuttukları koca sopaları dipe batırarak sandala yön verip ilerlemesini sağlıyorlardı. ‘Eeee bu çok kolaydı’ Şeyma, Ayşegül ve benden oluşan ekibe destek olmak için Şeyma’nın arkadaşı Selçuk da katıldı. Uzunca bir süre sandalı yönetme görevi ondaydı. Biz nehire sıfır yaptığımız yolculuğun keyfini çıkarıyor, yanıbaşımızdan yüzüp geçen ördeklere yemeleri için bir şeyler veriyorduk. Eee tabi ara sıra da Şeyma elindeki küçücük kürekle sandala yön verdiğini zannederek gururlanıyor, mütevazi olmaya çalışıp o gururlu ifadesini gizlemeye çalışıyordu. Tabii benim gözümden kaçma şansı olmadığını bilerek..

seyma-punting

Yolu yarıladıktan sonra Selçuk‘a baktığımda baya yorulduğunu görüp şaşırmıştım. İçimdeki adrenalin tutkusu o sopayı ele geçirmem gerektiğini söylüyordu. Hazır Selçuk da yorulmuşken bu fırsatı değerlendirdim tabii Şeyma ve Ayşegül’ün korku dolu bakışlarını gözardı edip. İlk olarak ‘hımm bu sopa gözüktüğünden daha uzunmuş’ oldu düşündüğüm hemen ardından ise ‘ neden saplanmıyor ki dibe’.. zeynep-puntingÇok şiddetli olmasa da rüzgar esiyordu ve sopayı aşağı saplanması için bıraktığınızda rüzgarın etkisiyle geriye gidiyor, saplama işleminde sizi başarısız kılıyordu. Daha doğrusu sadece beni başarısız kılıyordu, Selçuk bu konuda hiç zorlanmamışken o kadar yorulduysa beni neler bekliyordu o an fark ettim. Bir kaç kere dibe ulaştırmayı başararak ilerlediğimiz yolculuklarda kenarda bizi bekleyen ağaçlara doğru ilerlediğimizi fark ediyor, sopayı dibe saplayamadığım için sandalı yönlendiremiyordum. Ve sonunda beklenen oldu. Tüm ekip kafayı gözü korumaya aldıktan sonra daldığımız çalılıklardan Selçuk’un işe al atmasıyla kurtulduk. Oturup nehrin ve ördeklerin keyfini çıkarmak çok daha keyifliymiş diyerek eski moduma döndüm. Üzülmedim mi üzüldüm :)

zeynep-kaza

Mola verip dinleneceğimizi, bir şeyler içtikten sonra dönüş yoluna geçeceğimizi öğredik. Uzaktan yeşillikler içinde bir kale görünümünde olan The Victoria Golde’a vardık. Hava serinlemiş olsa da ortamın tadına varmak için dışarda oturduk. mekanEtrafta çimler üzerinde yuvarlanan çocukları gördükçe onlar gibi eğlenebilmek için içim gitti ama esen rüzgarın etkisiyle titremekten başka bir şey yapamadım. İçecekler sipariş edilirken bir kaç kişi Pimms istedi. Daha önce hiç tatmadığım için denemek istedim. İçimi çok rahattı, bayıldım. İstanbul’a dönerken ‘kesinlikle edinilmesi gerekenler’ listeme ekledim. Görünümü ice tea’yi andırıyordu. İçindeki meyve parçacıkları da işin eğlenceli kısmıydı. Biraz merak salınca eski bir İngiliz içkisi olan Pimms’in 1840 yılında üretilmeye başlanmış olduğunu öğrendim. Şiddetli esen rüzgar, keyfimizi sonlandırmamız gerektiğini söyleyince geri dönüş yoluna çıktık. O kadar esiyordu ki Ayşegül kıvrılıp rüzgardan korunmaya çalıştı ama nafile. Bir süre sonra o da rüzgardan kaçamayacağı gerçeğini kabullendi.

usume

Bu nehir keyfini bulmuşken, bu güzelliği sadece ben yaşamamalıyım diye düşündüm. Ana tanıklık edemese de Thames nehri üzerinde yüzen ördekleri görmesini istedim. ordekTelefonla aramaya çalışsam bir servet yatırmam gerekeceğini bildiğimden, internet üzerinden konuşmam gerekiyordu. Neyse ki Skype sadece bilgisayarlarda sınırlı değildi artık, Android desteği de olduğu için bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamadan telefonum üzerinden İstanbul’da olmasına rağmen Cem’e ulaşıp görüntülü konuşma keyfini yaşadık. Android telefonların bu özelliklerine bayılıyorum. Aman kapatalım çok yazacak sıkıntısı olmadan üstelik sadece sesini duymakla sınırlı kalmadığım keyifli görüşmemden sonra kara göründü, bir güzel park ettikten sonra hiçbir şey yapmadan da yorulmayı başarmış olarak karaya adım attık.

Ekipte Şeyma dışında herkes eve gidip, yatıp uyumanın hayalini kuruyordu, rüzgar o kadar çok esiyordu ki bu havada hiçbir şey yapamayacağımızı düşünüyorduk, Şeyma hariç.. ruzgarIsrarla Port Meadow’a gitmemiz gerektiğini, orayı görmemiz gerektiğini söylüyordu. O kadar çok ısrar etti ki dayanamayık takıldık peşine. Bahsettiği yere ulştığımızda rüzgar o kadar yoğundu ki Ayşegül rüzgara karşı koymadan edemedi :) Ayşegül’ün rüzgarla mücadelesini gördükten sonra bir süre daha düşündük geri dönmeyi, ama oraya kadar gitmişken, Şeyma o kadar ısrar etmişken ve de hala ediyorken :) biraz daha ilerleyebilecğimizi düşündük. İlerlediğimiz alanda rüzgar durmuştu. Uçsuz bucaksız bir yeşilin içinde nehre karşı oturup, tüm yorgunluğumuzu attık. Burası o kadar iyi geldi ki herkese tekrar tekrar Şeyma’ya teşekkür ettik.

cayircimen

Tüm yorgunluğumuzu attıktan yollara düşüp, bir şeyler içmek üzere Rose&Crown pub’a gittik. tatlı yorgunluğumuza eşlik eden alkolle iyice uykumuz geldi ve evin yolunu tuttuk.

About The Author

Number of Entries : 179

Leave a Comment

Scroll to top