You Are Here: Home » projeler » içindeki çocuğa el uzat

içindeki çocuğa el uzat

 foto: friendship by Errys Wiskan

child and dream

Biri sizi sahneye çıkarıp, yumurta pişirmenizi istese tüm karakterinizi ortaya sereceğiniz aklınıza gelir miydi ya da hergün düşünmeksizin tekrarladığınız alışkanlıklarınızı, düşünerek yapmaya çalıştığınızda elinizin ayağınızın dolaşacağı..

İşte tüm bunlar Bumerang’ın deneyim günleri için ayarladığı o süper etkinliklerden birinde ete kemiğe büründü. Kalamış’taki Dialog Anlatım İletişim Merkezi’nde tiyatro sanatçısı Metin Yavuzoğlu ile yaratıcı drama workshop’ında çok keyifli bir grupla bir araya geldik. Katıldığım tüm Bumerang etkinliklerinden keyif almamda bu etkinliği düzenleyen Hilal ve Ahmet’in büyük etkisi olduğunu düşünürüm ama bu kez gruptaki herkesin enerjisi süperdi. Çok samimi bir ortam oluştu. Tabii bunda kendi karakterlerimizi ortaya serip, bastırdığımız duygularımızı açığa çıkarırken hiç çekinmememizin etkisi büyük olsa gerek. Eee tabi bunları yapmamızı sağlayan, bizi bu şekilde rahatlatan Metin Hoca’nın etkisi yadsınamaz..

photo-5

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki her şey negatif enerji yüklüyor bize. Tüm yaşananlar ve tüm dayatılanlar.. Bunlardan kurtulabilmek için tek çözümümüz elimizdeki tek gücümüz yaratıcılığımız.. Aslında hepimize armağan edilmiş, birçoğumuzun farkına varmadan harcadığı ve bir daha asla yakalayamadığı o müthiş güç; yaratıcılık.. Çocuk olduğumuz günlerde hiçbir şeyi düşünmediğimiz, kendimizi kalıplar içine sokmak zorunda hissetmediğimiz günlerin armağanı.. Kendimizden başka kimseyi önemsemediğimiz için kendi dünyamızda varolmayı başardığımız o şanslı dönemimiz. İçimizdeki çocuğu öldürmelerine nasıl izin verdik, onu o kalıplara sıkıştırırken nasıl oldu da diğerleriyle işbirliği yaptık ve en önemlisi de kendimize bu kötülüğü neden yaptık.. Böyle düşünülünce akıl alır gibi değil ama maalesef herbirimizin kendine yaptığı bu. Sürekli sınırlar ve kalıplar içinde yaşayan, başkalarının doğrularını kabul ederek doğru bireyler olduğunu düşünen insanlara dönüşmek.. İçimizdeki çocuğun tamamen ölmediğine eminim en azından bu gruptaki insanlar hala içlerindeki çocukla temaslarını sürdürebilen insanlardı. O yüzden hala yaratıcı olma konusunda umudumuz vardı. Kendimize dair hala umutlarımız olduğu gibi..

Metin Hoca, sahneyi göstererek ‘Burası asla yalan söylemez’ dedi ve ‘boşlukla ilişki kurmamızı’ istedi. Eskiden yaptığımız gibi oyun oynamamızı ve özgür olmamızı.. Ama fark etmesi biraz can sıkıcı olsa da özgür olmak, çocukluğumuzdaki kadar kolay değildi. Her şeyin ötesinde sürekli kendimizi eleştiren bir otokontrol mekanizması vardı. Sürekli kendinden en mükemmeli bekleyen ve tek bir hataya tahammülü olmayan ‘büyümüş ben’lerimiz vardı içimizdeki çocuğun ağzını tıkamış, yargılama hastalığına tutulmuş o ‘koca ben’ler..

photo-4Metin Hoca, tek tek hepimizden sahneye çıkıp, kendimize kahvaltı hazırlamamızı istediğinde bir iki döküldük sahneye. Belki de yapılabilecek en basit şeyi istemişti bizden ama birçoğumuzun başarısız olma sebebi kötü oyunculuklarımız değil beynimizin içindeki yargılarımızdı. Sürekli hata yaptığını düşünerek kendini englleme hastalağı ve kendine inanmama.. Metin Hoca’nın sık sık tekrarladığı ‘ sen ne kadar kendine inanırsan karşındaki de sana o kadar inanır’ tüm hayatımıza yayılmış bir gerçekti. Kendimi sahneye attığımda duyduğum tek bir ses vardı, beynimin içinde dönüp duran ve asla pes etmeyen. ‘bu böyle mi yapılır, ne kadar saçma bir şey yaptın şimdi, öyle değil şöyle yapmalıydın’.. Beynimdeki dırdırcı mükemmelliyetçi asla pes etmediği ve ben de koşulsuz şartsız ona boyun eğdiğim için sürekli tökezledim. Hatta ilk denemede onların beni eleştirmesine fırsat tanımadan ben sonlandıramadan bitirdim olmadı diye.. Bir yumurta kırma oyunundan çıkan ders şuydu ki; ben sürekli kendimi yargılıyorum kendimden çok fazla şey bekliyorum- her şeyi en iyi şekilde yapmak- ve tabii karşımdaki insanlardan da.. Onları da sürekli yargılayıp hep en doğru kararları vermelerini bekliyorum. ‘Her şey siyah beyaz değildir Zeynep, griler de vardır hayatta’ derken Metin Hoca, daha önce duyduğum aynı eleştiriler çınladı kulaklarımda.. Zaman zaman ‘biz yaratıcılık üzerine konuşacaktık neden karakter analizine girdik’ diye isyan etmeye başladı içimdeki huysuz karşılaştığı tablo karşısında. Ama bu değer yargılarının yaratıcılığa nasıl bir ket vurduğunu da gayet iyi bildiği için çok uzatmadan sustu :)

Ve hepimizin dilinde olan ama asla hayata geçiremediğimiz ‘anı yaşamak’ da önemli başlıklardan biriydi. 5N 1K ile yaşamak.. Sürekli kendimize bu soruları sorarak farkındalıkla yaşamak anın değerini bilmek.. 5N; Nerdeyim, Nasılım, Neden bunu yaşıyorum, Ne ile bunu yaşıyorum, Ne zamandayım.. 1K; Kimim..  Geçmişe takılı kaldığımız ya da sürekli gelecek takıntısından bir türlü farkına varamadığımız ‘an’ için sürekli bu soruları tekrarlamanın faydalı olacağını düşünüyorum.

photo-6

İkinci oyunumuz ise; kendi duvarlarımızın ne kadar kalın olduğunu anlamamızı sağlayacak olan tepki ölçme oyunuydu. Korktuğumuzda ya da sevindiğimizde ne kadarını yansıtabiliyoruz. Bunun için ilk senaryomuz ‘yüksek bir binada camları temizleyen bir kadın düşerse ne yaparsın’

Gruplar halinde sahneye çıkan arkadaşların herbirinin tepkisi farklı oldu tabii ki. Bağıranlar da oldu koşup yardım etmeye çalışanlar da ve bayılanlar da.. Burda biraz detay kısmına girmek istiyorum. Grubun neşesine.. photo-7Oya Hanım, grubumuzun en renkli kişilerinden biriydi. Kırmızı saçları ve renkli giyim tarzıyla ilk an itibariyle dikkatimi çekmiş, neşeli ve sıcak tavırlarıyla çok yakın hissetmemi sağlamıştı. Hayatını kurmuş, çok güzel bir şekilde yaşını almış bir kadında bile toplumun baskısını ve dayatmalarını görmek canımı sıktı. ‘Ne kadar hoşsunuz, bu kadar renkli giyinmeniz ne hoş’ dendiğinde ağzından çıkan ilk kelime ‘maalesef öyleyim’ oluyordu. Kendisi değildi elbet bu durumdan rahatsız olan. Bu yaşında siyahlara mecbur kılan zihniyetti. Davranışlarıyla ve kişiliğiyle karşı koysa da bir yanı hep yanlış yaptığını düşünüyordu – düşündürtülüyordu – Olması gerekenlere başkalarının karar verdiği zorbaların ülkesi.. Bu doğaçlamada en direkt ve rahat tepkiyi Oya Hanım’ın vermesi de raslantı değildi elbet. Baskıcı bir toplumda 60 yaşına gelmiş bir kadın, kırmızı saçlarıyla dolaşabiliyorken elbette ki sahnede düşüp bayılmaktan çekinmeyecekti. Tepkisini en büyük şekilde göstermekten de..

photo-8Sıra bana geldiğinde senaryo değişti.. ‘Kaçırılan uçağın ardından eve döndüğünüzde yatak odasından ‘farklı’ sesler geldiğini duyarsanız ne yaparsınız..’ Evet dinlemesi bile keyifliydi ki canlandırırken çok daha fazla keyif aldım. Kabul kendimi biraz fazla kaptırmış ve ağzımı bozmuş olabilirim :) Ama maksat tepkiyi dışarı yansıtmaksa amaca hizmet ettiğimi düşünüyorum. Kaçırdığım uçağın ardından telefonla defalarca aradığım eşime ulaşamamış o sinirle eve gelmişken, evde farklı bir kadın sesiyle karşılaşmak hem de yatak odasından bu seslerin sana doğru geliyor olması.. Yavaş yavaş sese doğru ilerledikten doğru beklenen son ve okkalı bir küfürün ardından evi terkediş.. Doğaçlama sonrası kendimi rolüme o kadar kaptırmış olmalıyım ki sinirim peşimi bırakmadı bir süre.. Metin Hoca’nın yönlendirmeleri ve ortamın sıcaklığından olsa gerek ilk oyundaki kadar kendimi eleştirmeden direkt role adapte oldum ya da konu cazip geldi kimbilir :) Metin Hoca bile doğaç sonrası bir süre şaşkınlığını gizleyemedi :)

photo-2

Sonuç olarak  dört saatlik bir workshop sonucu kendimize döndük ve bizi kuytu köşelerde bekleyen içimizdeki çocuğa el uzatmamız gerektiğini tekrar hatırlamış olduk.. Çözümsüz kaldığımızda bize gerçeği söylecek ve doğru yöne yönlendirecek olan tek kişinin ‘o’ olduğunu hep bildim ve onu kaybetmemek için elimden geleni yaptım. Artık daha sık onunla oyunlar oynayıp, koşup düşeceğiz.. Ne de olsa kanayan yaraların iyileştiğini biliyoruz artık bize bir şey olmaz :)

SONY DSC

Etkinlikle ilgili diğer yazılara ulaşabileceğiniz linkler :

http://www.blog.sakarpiyon.com/2014/03/bumerang-ile-dialog-iletisimde-yaraticilik-hikayesi.html#.UzFzWf0nfy8

http://www.oyascuisine.com/index.php/blog/718-farkindalikla-yasamanin-farki

http://yediklerim-yaptiklarim.blogspot.com.tr/2014/03/bumerang-deneyim-gunleri-2_25.html

http://www.olikia.blogspot.com.tr/2014/03/yaraticiliga-dogru.html?m=1

http://ahmeterten.blogspot.com.tr/2014/03/oyun-oynayalim-mi.html

http://www.nilsmum.com/2014/04/yaratclk-egitimi-notlarm.html?m=1

 

About The Author

Number of Entries : 178

Comments (12)

  • Tülin Çekmeceligil

    Zeynep hanım çok güzel olmuş, ellerinize sağlık.

    Cevapla
  • FigenKandil

    Okurken hep keşke orada olabilseydim diye geçirdim içimden. Yine harika bir yazı olmuş. İçimdeki çocuk tekrar neşelendi, “ben buradayım bak hatırladın mı” diye seslendi sayende. Emeğine Sağlık…

    Cevapla
    • zeynep

      büyümeye direnen bir çocuk var içinde, kocaman gözleriyle dünyaya bakan, enerjisini ellerinden fışkırtan.. Sen şanslı insanlardansın bunu unutma!

      Cevapla
  • Oya Emerk

    Zeynepciğim, tüm arkadaşlarım çok güzel yazmışlar ama senin ki muhteşem olmuş. Umarım bir başka etkinlikte yine birlikte olma şansını yakalarız. Eline, emeğine sağlık. Kocaman Kucaklıyorum seni.

    Cevapla
    • zeynep

      Oya Hanım, sizi tanımak benim için çok büyük bir şanstı. Güzel enerjinizin hala etkisindeyim. Daha sık görüşebilmek umuduyla.. Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim.

      Cevapla
  • Fatma Kutluğ

    Harika bir anlatım olmuş.Çok büyük keyifle okudum. Fotoğraflardan ve güzel anlatımından senin de çok keyif aldığını anlıyorum.

    Bu tarz etkinlikler her zaman için ilgimi çektiğinden pek de imrendim. ‘Ben de orada olsaydım’ derken detaylı anlatımın sayesinde o günü ben de yaşamış kadar oldum.

    Kalemine sağlık…

    Cevapla
    • zeynep

      Gerçekten çok keyifliydi.. Dinlerken bir yandan da senin için notlar aldım kendime.. Aileye katılan melek, tüm yaratıcılığını arttıracak ve içinizdeki çocuğu tekrar bulup çıkaracak ve en keyifli oyunlara çağıracak. İçindeki çocuğu keşfetmenin en güzel yanlarından biri de yeni bir bebekle tanışmak :)

      Cevapla
  • Oguz

    Orada yaşananları başka birinin ağzından ve aklından bir kez daha okumak, görmek, hissetmek. Güzeldi ;)

    Cevapla
  • Mustafa Erdoğan

    Harika imiş.. :) orada olmak vardı..

    Cevapla

Leave a Comment

Scroll to top