You Are Here: Home » hikayeler » davetsiz misafir

davetsiz misafir

shaddow of the past

O yaz kör kütük âşık olmayı kendime yediremediğim sevgilimden yeni ayrılmış, az bilinen bu adaya kendimi sürgün etmiştim. Buraya gelmeyeceğini bile bile onu beklemeye adanmış saatlerde yorgun düşene kadar adayı turluyordum. Adanın kuzeyindeki burnun sonuna doğru eski yıkık dökük bir taş evin kapısının üstündeki bir yazı dikkatimi çektiği için durmuştum. Taşa kazılmış yazıyı okuyabilmek için yaklaşmış hatta numaralı gözlüğümü takmıştım. PROLEM SINE MATRE CREATEM yazıyordu ve terk edilmiş gibi duran evin kapısından kışkırtıcı bir maceraya davet eden büyülü bir söz gibi göz kırpıyordu. Ortalık cırcır böceklerinin ve uzakta kayalara vuran dalgaların düzenli sesleri dışında olabildiğince sessizdi…

Ruhumun iplerini teslim alan bu davete kayıtsız kalamadım. İçimdeki merak, üzerinde yürüdüğüm kuru yaprakların sesini bastırmaya yetecek kadar kalp atışlarımı hızlandırmıştı. O taşın üzerindeki silinmeye yüz tutmuş yazıda içime işleyen bir şey vardı. İçimden bir parça… Üzerindeki kurumuş kan lekesi, hiç bilmediğim hayatlara dair hikayeler fısıldıyordu kulağıma. Ve işte tam önünde durduğum kapı, dahil etmek istiyordu beni hayatına. İlk kez davetsiz hissetmediğim, tamamiyle ait olduğum bir yerdeydim. Belki de yalnız olduğumu bilmenin vermiş olduğu güvenle…

Buraya ait yaşanmışlığı hissetme arzum, içimdeki tüm korkuyu yeniyordu. Adımlarımın üzerinde dolaştığı yapraklar, dalga seslerinin bıraktığı boşluğu doldurup unutulmaz bir melodi oluşturuyordu ki araladığım kapının gıcırtısı tüm işitsel estetiği sonlandırdı. O an uykumdan uyanır gibi kalakaldım yarı açık kapının önünde. Ne yapmak üzere olduğumu belki de yeni fark ediyordum. Birazdan dahil olacağım hayatları…

Adım attıkça belirginleşen tek şey ıslak halı kokusuydu. Nereden geldiğini anlamaya çalışmadan, yığılmış mobilyalara takıldı gözüm. Aralanmış her bir çekmecesinden geçmiş çağırıyordu beni. Beklediğimden fazlasını bulmuş olmanın heyecanıyla hızlanan adımlarım, fark edemediğim kırık bir parkenin arasına sıkışınca dengemi kaybedip düştüm. Üzeri örtülü ve yaklaşık bir odanın tüm yükü üzerine yığılmış olsa da, koltuk olduğunu tahmin ettiğim şeyin tam önüne yığılmıştım. Ve işte tam oradaydı beni bekleyen hikaye… Koltuğun altına serilmiş bir hayat… Tozlanmış parkeye aldırış etmeden, elimi uzatıp ulaşabildiğim kadarını çektim bir bir. Elimdeki siyah beyaz fotoğraflara bakarken, tanımlayamadığım bir duygu içimi kavuruyordu. Ve birden…Annesinin kucağında o boncuk gözleriyle bana bakan ufaklığı görünce kalbimin donduğunu hissettim.

Kendimi bu adaya sürgün etme sebebimin, cüzdanımda taşıdığım çocukluk fotoğrafını çıkardım emin olmak için. Sonra anladım bu hikayeye neden bu kadar dahil olmak istediğimi… Kabul edilmediğim hayatına, ondan habersizce sızmıştım bilmeden ama çok derinlerde hissederek…

 

foto: shadow of the past by Tom H.

About The Author

Number of Entries : 178

Leave a Comment

Scroll to top