You Are Here: Home » Genel » madrid

madrid

madrid

Çok uzun bir yazı olduğu için yine acelesi olan okurlara notumu düşüyorum. Görülmesi gereken yerler yazının sonunda maddeler halinde toparlandı :)

Bitmez tükenmez yolculuğumuzun ardından akşama doğru ulaştık Madrid’e. İlk iş olarak otelimize yerleşip yorgunluğumuzu atmanın derdindeydik. Petit Palace Art Galery otel hem konumuyla hem de tarzıyla gönlümüzü fethetti. Zaten lobideki bisiklet konsepti tek başına yeterliydi benim için :) Otelin konumu İstanbul’da Nişantaşı’na denk düşebilirdi. Konumu, temizliği, giriş katındaki kafenin sevimliliği düşünüldüğünde ödediğimiz ücret gayet uygundu. Bavullarımızdan kurtulup kendimize gelince akşam yemeği yemek için dışarı çıktık. Bu akşam, yemeği restaurantta yemek yerine San Miguel meydanı‘nda yer alan Mercado de San Miguel (yemek pazarı )’e gitmeye karar verdik. İçeri girer girmez gözümüz döndü. Buraya kesinlikle açken gelin ve doysanız da doymazdan gelin :) Her dükkanın önünde durup, tapaslara  pinchoslara gömüleceğinizden şüphem yok. Çeşit çeşit içkiler de mevcut olduğu için bizim tercihimiz şarabımızı alıp, pazarı dolaşmak, gözümüze kestirdiğimiz tapas ve pinchoslarda kaybolmak oldu. Kaç tane tapas ya da pinchos yedim hatırlamasam da ilk yediğim yengeçli pinchosu hiçbirine değişemem. En son oturduğumuz dükkanlardan birinde biber kızartması yedik. Şaka gibi ama Madrid’e gelip ‘anne kızartma biberi’ bulmuş olmanın mutluluğu tarifsizdi. Kimse annem gibi kızartamaz diye düşünüyordum ama üzgünüm anne İspanyollar kapmış işi :) Tıka basa doymuş olmama rağmen ilk yediğim pinchos aklımda kaldığı için adı Cerveceria olan ve efsane pinchoslar yapan dükkanın önüne attım kendimi. Ve bir tane daha yengeçli pinchos yedim. Sonrasındaki şişliğim ve ağrılarım bütün gecemi etkilese de değerdi :)  Açlıkla ilgili bir sorunumuz kalmadığına göre sıradaki aktiviteye geçebilirdik. Flamenko..

FullSizeRender-41

İspanya’dan bağımsız düşünülemeyen şeylerin başında gelmesine rağmen aslında Endülüs halkına ait bir kültür flamenko. Ortaya çıkma fitilini isyan, öfke ve kendini var etme isteği ateşliyor. İşte bu yüzdendir benim flamenkoyu izlerken kendimi kaybedişim, duygularımın coşup coşup kabarması ve bambaşka diyarlara sürüklenişim.. Asimile olmuş yerel halklar tarafından ortaya çıkmış bir isyan.. Zaten dansçıların yüzlerinden taşıp, şarkıcıların boğazına düğümleniyor yüzyıllardır süre gelen acılar ve gelip yüreğinize oturuyor. Hayalimiz Endülüs bölgesine gittiğimizde, flamenkoyu doğduğu yer olan Sevilla’da izlemekti. Bunun için çok da heyecanlıydık ama rotamız değiştikten sonra flamenkoyu izleyecek bir yer seçmemiz gerekiyordu. Madrid’de şansımızı denemeye karar verdik. Ve Villa Rosa Flamenko Restaurant‘a gittik. Bilinçli bir tercih değildi ama kesinlikle şans bizden yanaymış ki çok ama çok keyifli bir gösteri izledik. Cuba librelerimiz eşliğinde.. Tek sıkıntı çekim yapmamıza izin vermemiş olmaları. Tam video kaydediyordum ki Villa Rosa çalışanı yanıma gelip uyardı. O yüzden paylaşılacak bir video yok elimde. Ben de yakalanmadan önce çektiğim hareketli fotoğrafları birleştirip videoya dönüştürdüm. İdare edin. Linke tıkladığınızda, müziksiz o ruhu yakalamanız tam anlamıyla mümkün olmasa da dansçının hareketlerinden taşan isyan, ruhunuzu biraz olsun asileştirecektir ;) flamenko

Flamenko’nun üç türü varmış. En ağır başlısı (cante grande)- ölüm, keder konularının işlendiği, orta sınıf (cante intermedio)- yine dokunaklı ama daha az ağırbaşlı olanları, en hafif olanı ( cante chico) aşk, kırsal yaşam ve eğlencenin anlatıldığı.. Biz bugün en ağır başlı olanına denk geldik. Tüm duygu yoğunluğuyla.. İyi ki de öyle oldu. Cordoba’da ise en hafif olanına denk geldik. Onu da Cordoba yazımda anlatacağım.. Gösteri bitince tüm duygu yoğunluğumuzla otelin yoluna koyulmuştuk ki Hilal’in sandaleti daha fazla dayanamadı. Hazır isyan ateşini almışken ayaklanma çıkarıp koptu :) Bu şekilde ilerlememiz imkansız olduğu için ve bu saatte yapıştırıcı bulacak açık bir yer olmayacağı için önümüze ilk çıkan yer olan Starbucks’a girip yardım istedik. Ve eldeki imkanlarla sandaleti selobantla ayağa monte edip, yolumuza devam ettik :) Barcelona’da gezerken caddelerinin genişliğini şaşkınlıkla izlemiştim ama sanırım bu konuda hiçbir şehir Madrid’in eline su dökemez. Geniş ötesi caddeleri ve görkemli binalarıyla, akşam ışıklandırmalarının da etkisiyle ihtişamın gölgesinde kaybolmuş gibi hissettiriyor insana kendisini.

FullSizeRender-42

2.gün

‘Free walking’ tura katılacağım için Madrid’deki ikinci günüme erken başladım. Bugün kızlarla ayrı takılıp akşama buluşacağız. Artık yurtdışında tek dolaşmaya alıştım. Elimin altında google maps olduktan sonra kaybolmak da neymiş :) Tüm free turların toplanma alanı Plaza Mayor Meydanı’na ulaştıktan sonra öbekler halinde kendini belli eden tur gruplarından birkaçının yanına sokulup kontenjanlarının dolduğunu öğrenince yanlarından ayrılsam da hiç panik yaşamadım. Normalde online bilet alıp işi garantilemek gerekse de çok fazla tur grubu olduğu için mutlaka birinde kendime yer bulurum diye düşündüm. Yeni toplanmaya başlayan bir grup görünce avına yaklaşan aslan edasıyla sokuldum yanlarına. Ve kendime sağlam bir yer edindim :) Ücretsiz şehir turlarının adı ne kadar ücretsiz olsa da tur sonunda rehber sizden verdiği hizmetin karşılığını bekliyor zaten bunu da açık açık dile getiriyor turun hemen ilk kısmında..  2.5- 3 saatte yürüyerek şehrin önemli kısmını görmüş oluyorsunuz. O yüzden bu tarz turlar turist yanımı oldukça tatmin ediyor. Sonrasında şehrin keyfini yaşaması kalıyor geriye..

FullSizeRender-44

Tur rehberi anlatmaya başladıkça ben de aydınlanmaya başladım. Madrid adı arapça ‘Magerit’ (suların anası) kelimesinden gelip zamanla değişime uğramış. Madrid’de yüzyıllar boyunca kente damgasını vuran farklı kültürler sayesinde bir çok sanatsal yapı ortaya çıkmış. Arap, Gotik, Barok, Rönesans tarzlarıyla yaratılan eserleri ve binaları şehrin dört bir yanında görmek mümkün. Madrid’de görkemli yapıların fazlalığı kadar meydanların fazlalığı da dikkatten kaçmıyor.

Mutlaka görmeniz gereken meydanlar;

* Puerto Del Sol; İspanyolca ‘Güneşin Kapısı’ anlamına gelen ve pek çok meydanın kesiştiği, Madrid’in en işlek meydanı.

* Plaza de Espana; Madrid’in en bilinen ve büyük meydanlarından biri. Gran Via ve Plaza Del Callo’dan aşağı istikamette alışveriş, gezinti ve gece hayatı için tercih edilen popüler bir bölgedir. 

* Plaza De Oriente; Franco’nun kraliyet sarayının balkonundan halka hitap ettiği günlerde kullandığı meydan.

Plaza Mayor; Boğa güreşleri, engizisyon mahkemeleri ve dini törenlere tanıklık etmiş meydan.

* Plaza Santa Ana; Teatro Espanol ( İspanyol Tiyatrosu ) ve ME Madrid gibi iki ünlü yapının yer aldığı meydan.

* Plaza de Cibeles; Madrid’in dört anıtsal binası Kibele Sarayı (Palacio de Cibeles), İspanya Bankası (Banco de Espana), Buenavista Sarayı ( Palacia de Buenavista ) ve Linares Sarayı (Palacio de Linares) ile çevrili meydan.

Meydanlarını dolaştıktan sonra Kraliyet Sarayı ( Palacio Real)‘nı  görebilmek için karşısındaki küçük tepeye çıktık. 2000’den fazla ihtişamlı odasıyla Avrupa’nın en büyük ve en lüks saray ve bahçesini tek kareye sığdırmak mümkün olmuyor. Bir zamanların kraliyet evi, bugünlerde sadece törensel amaçlarla kullanılıyormuş.

FullSizeRender-45

FullSizeRender-47

FullSizeRender-46

Hemen Palacio Real’in karşısında bulunun Almudena Katedrali, yakın tarihte İspanya veliahtı Prens Felipe ile eşi Letizia Ortiz’in düğün töreninin de yapıldığı, büyük dini yapı. En tepede yer alan kubbeye çıkıp şehrin panoramik görüntüsünü seyretmek çok keyifli.

almudena

Turla birlikte de Mercado de San Miguel (yemek pazarı )’e gittik ama aç olmadığım için hiçbir şey yiyemedim. Yengeç li pinchoslara baka baka çıktım.  Sonrasında sadece Madrid’in değil tüm Avrupa’nın en eski restoranı olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren El Botin’in önüne gidip tarihini dinledik. El Botin’in sahibi çiftin çocukları olmadığı için yeğenlerine devretmişler restaurantı ve 300 yıldır hiç kapanmadan hizmet vermeye devam etmiş. Keşke bizim de böyle bir dayımız olsaydı :) Tur bittikten sonra kızlarla buluşup La Latina mahallesine gittik.  Latina mahallesi yerli halkın ağırlıklı olarak yaşadığı bir bölge olunca tabii dikkatimizi fazlasıyla çekti. Gerçekten de Madrid’in şaşasından ve şatafatından sıkılmış olan biri olarak küçük sokakları, rengarenk evleri ve samimi atmosferiyle bizi karşılayan La Latina’ya bayılmış olduk. Sadece pazar ve bayram günlerinde kurulan Madrid’in dünyaca ünlü bit pazarı El Rastro, burada kuruluyor. İmkanınız olursa kaçırmayın.

FullSizeRender-48

FullSizeRender-49

Sırada Madrid’in en beğendiğim yeri olan El Retiro Park var. Madrid’in Tokyo’dan sonra dünyanın en yeşil ikinci başkenti olmasında bu parkın etkisi yadsınamaz bence. Sanırım bu parkı gezerken ağlayacaktım. 125 hektara kurulu olan park, Madrid’in en büyük parkı. Parkta tekne gezintilerinin yapıldığı bir göl var ki anlatılınca eksik kalır bence.

FullSizeRender-50

FullSizeRender-51

Akşam yemeği için Giuseppe Restaurant’a gittik. Girer girmez İspanyol mutfağı mı İtalyan mutfağı mı diye bir soruyla karşılaştık. Bizi ona göre oturtacaklardı. İki farklı mekana ayrılıyordu her şey baştan. Bir süre şaşkınlığımızı gizleyemedik. Üç kişiyiz ikimiz birini birimiz diğer mutfağı seçemez miyiz desek de garson oralı olmadı ve bir tercihte bulunmamız konusunda ısrarcı oldu. İspanyol mutfağını tercih edip bir yere oturtulduktan sonra, gelen yemeklerimizin lezzetsizliği, ev yapımı şarabın içilemeyecek derecede kötü oluşu bizde Madrid’deki son akşam yemeği için büyük hayal kırıklığı yarattı.

Madrid’e veda ederken söylemem gerekir ki ne kadar beğenmiş olursam olayım benim şehrim değil. Ben daha sıcak ve samimi yerleri sevdiğim için Madrid’i çok ihtişamlı ve bu ihtişamının getirisi olarak da soğuk buldum. Barcelona’nın yerini tutamadı bende..

Acelesi olan okurlar için toparlamak gerekirse;

Madrid’de görülmesi gereken yerler;

*Mercado de San Miguel (yemek pazarı )

*Kraliyet Sarayı ( Palacio Real)

*Almudena Katedrali

*El Botin

*La Latina Mahallesi

*El Retiro Park

Görülmesi gereken meydanlar;

*San Miguel meydanı

*Puerto Del Sol

Plaza de Espana

Plaza De Oriente

Plaza Mayor

Plaza Santa Ana

Plaza de Cibeles

Kalınacak yer;

Petit Palace Art Galery Otel

Yemek YENMEYECEK yer;

Giuseppe Restaurant

Yemek YENİLECEK yer;

Mercado de San Miguel

 

 

 

 

 

 

 

About The Author

Number of Entries : 179

Leave a Comment

Scroll to top