You Are Here: Home » gezmek güzel şey » istanbul’dan kaçış planı

istanbul’dan kaçış planı


FullSizeRender-11

Vagon Dergi’nin Eylül sayısında yayımlanmıştır.

Çocukların sokaklarda oynayabildiği, mahalledeki bütün çocuklarla toplanıp bisiklet çetesi oluşturarak sokakları arşınladığı bir zamanda çocukluğumu geçirdim. Şimdiki çocuklar gibi eve hapsedilip, televizyona mahkum edilmiyorduk. En yakın arkadaşım bisikletimdi. Sevdiğim yara izlerim de hep bisikletten.. ‘Büyümek neden sıkıcı’ diye sorduklarında ‘bisikletimiz yok da ondan’ diye cevap verirdim. Otuzlara merhaba demenin korkusunu, yeni bisikletim sayesinde içimdeki çocuğun kahkası yendi. Üzerine binip, pedallarını çevirdiğimde geçen onca yıl sıfırlandı. Artık tek kişilik dev çetemle, özgürlüğün peşine takılmıştım..

İstanbul’da sahil şeridinde çıktığım turlarda kendimi İstanbul’dan uzaklaşmış, tek başıma tatilin keyfini çatıyormuş gibi hissediyorum. Sabah işe gidenlerle birlikte yola çıkıp, saatlerce denize karşı pedal çevirmek terapilerin en ucuzu. Kendimi günlerce sahil şeridiyle sınırladıktan sonra birgün içimdeki çete başı ayaklandı ve trafiğe gözünü dikti. Hiç itiraz etmeden yola koyuldum. Arabaların aralarından geçerken yaşadığım adrenalini tarif etmem imkansız. Bu ayaklanmadan sonra sahil şeridiyle devam edemeyeceğim kesindi. Kendime farklı yollar bulmak zorunda olduğumu biliyordum. Ve böylece ilk uzun yolculuğuma çıkma kararını aldım.

Çadırla yola koyulup kamp kuran bisikletlilere iç geçirsem de henüz tecrübesiz bir bisikletli olarak tek başıma böyle bir maceraya atılma cesaretim yoktu. Ben de İstanbul’a yakın bir yerle başlamaya karar verdim. Ailemin yaşadığı Marmara Adası’na gidersem yük taşıma derdim olmayacaktı. Rota hesaplarımda 30 km görünüyordu katedeceğim yol. Sahil şeridinde durmadan 20 km yapabiliyor olmak çıkacağım yol için bir şey ifade etmiyordu farkındaydım. Her yıl arabayla geçtiğim bir yol olduğu için ne kadar yokuşlu ve zor bir yol olduğunu biliyordum. Sosyal medyadan tanıştığım bir bisikletli gezgin, gideceğim rotadan bahsedince ‘katedeceğin 30 km’yi 100-150 km hissedeceksin, zor bir yol’ diye uyarmaktan geri kalmadı. Denize uzanan uçurumların kenarından, ormanların içinden geçme hissi, yaşayacağım zorlukları göz ardı etmemi sağlayacaktı.

Caddebostan’dan yola çıkıp İdo Bostancı İskelesi’nden deniz otobüsüyle Marmara Adası’na geçtim. Deniz otobüsüyle iki buçuk saat süren yolculuğun ardından 30 km’lik zorlu yolculuk başladı. Uzun uzun anlatacak yol hazırlığım yok. Çünkü bahsettiğim gibi ailemin yanına gittiğim için bütün yüklerimi bizi karşılamaya gelen kardeşime teslim ettim. İçinde sadece bol bol su ve badem-ceviz bulunan sırt çantamla yola koyulurken kardeşim yolu tamamlayamayacağımdan çok emindi. İnatçı yapımı bildiği için ‘gurur yapma devam edemediğin noktada ara, gelir alırız’ dedikten sonra arabayla yollarına devam ettiler. Bu rahatlıkla ilk uzun yolculuğuma başlamış oldum.

FullSizeRender-8

Marmara Adası, Gökçeada’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük adası olduğu için gezilip görülebilecek çok fazla yer var. Marmara merkezde kalmayı tercih ederseniz mutlaka Çınarlı ve Gündoğdu’yu da görün derim. Ama benim hedefim Saraylar olduğu için hiç oyalanmadan yol almaya devam ettim. O yüzden Asmalı ve Topağaç köylerine de uğramadım.

FullSizeRender-12

Marmara merkezden çıkar çıkmaz karşınıza çıkan ormanlık alan sizi şehir atmosferinden uzaklaştırıyor ve sanki hep buradaymışsınız gibi bir aidiyet duygusu veriyor. İki yönlü, bolca virajlı, denize açılan uçurumlu kenardan yolculuğa devam ediyor olsam da o kadar mutlu ve huzurluydum ki hiçbir gerginlik ya da korku yaşamadım. Yola çıkmadan okuduklarım sayesinde susamayı beklemeden su içtiğim için hiç susuzluk hissi yaşamadım. Ama şunu itiraf etmem gerekir ki bir yokuş bitip henüz kendime gelememişken bir diğer yokuşun geldiğini gördükçe yolu tamamlayamayacağım hissine yenik düştüm çok defa. Böyle zamanlarda kendimi hiç zorlamadan bisikletimi kenara çekip yol kenarına oturdum. Nefesim normale dönene kadar dinlendim, yanımdan geçen araçlardakilerin bakışlarını umursamadan…

FullSizeRender-6

Bisikletle yolculuk etmenin en keyifli yanlarından birisi de araçla hızlıca geçtiğiniz için izlemeye doyamadığınız manzarada kenara çekip, istediğiniz kadar manzaranın keyfini çıkarma şansına sahip olmanız. Güneşin en tepede olduğu saatte yola çıkmış olmam, bitmek bilmeyen yokuşlardan sonra beni en çok zorlayan şey oldu. Ama Marmara Adası’nın en güzel özelliklerinden biri Saraylar’daki mermer ocaklarının nemi emmesi nedeniyle havada hiç nem olmaması.

Marmara merkezden Yana piknik alanına kadar ulaşabilirseniz buradan sonrası çok kolay. Ama tüm mesele bu yolu katedebilmekte. Öyle tırmanışlar vardı ki, nefesim tükendi, bacaklarım titredi… Ne kadar dinlenirsem dinleneyim pedallayarak tırmayacağıma emin olunca, evet itiraf ediyorum bazı yokuşları bisikletim elimde çıktım. Tam çantamdaki sular tükenmiş, uzun bir dinlenme molasına ihtiyaç duyuyordum ki, yeşiller içine gizlenmiş koca bir piknik alanıyla karşılaştım.

Yana (Güner Yavuz) Piknik Alanı

IMG_5976

Koca ağaçların yaprakları güneşle arama girip tam da ihtiyacım olan gölgeliği oluşturmuşlardı. Tüm tırmanışın ardından ter içinde kalmış vücuduma gölgelik bir alanda dinlenmek ve çeşmesinden buz gibi su içmek çok iyi geldi. Kaç saat oturup dinlendim bilmiyorum. Benim için en güzel yanlarından biri de kimsenin olmayışıydı. Kuş sesleri arasında kendinizle başbaşa kalmak için muhteşem bir yer.

Yolumun uzun olduğunu hatırlayınca tekrar bisiklete atladım. Yana piknik alanının biraz ilerisinde bir bir koy var ve burada deniz keyfi yapmak da mümkün. Ama Saraylar’daki Küçükkum plajı varken yerli halk tarafından bu koy pek tercih edilmiyor, birden derinleşen ve dalgalı denizi sebebiyle. Tabii bir de bu koyda tek ev olma özelliğini taşıyan, yıllardır kimselerin oturmadığı çocukluğumuzdan beri ‘perili köşk’ diye andığımız evin etkisini de yadsımamak gerekir.

FullSizeRender-9

Piknik alanıyla koy arasındaki yolda dağ tavşanı, inek, keçi sürüsü görmeniz mümkün. Ben şanslı günümdeydim hepsini gördüm. Hatta keçi sürüsüyle pek bir içli dışlı oldum. Kısa bir süre bisikletli çoban olarak yeni kariyer bile edindim.


Liman Koyu

IMG_6037

Çocukluğumda denize girmeyi en çok sevdiğim koy. Ama artık özel arazi olması sebebiyle kapalı. Eğer deniz yoluyla geliyorsanız girebiliyorsunuz. Ama Saraylar’da tanıdığınız yoksa ve bekçiye ulaşamıyorsanız o kapıyı açtırmanız pek mümkün değil. Ben tabii ki tanıdık torpilimi kullandım. Ama tanıdığınız kimse olmasa bile buradan vazgeçmeyin derim. Bir süre kapısında beklemeyi göze alın. Bekçiye yalvaran gözlerle baktığınızda dayanamayıp kapıyı açacaktır.

IMG_6047

Kapıdan içeri girer girmez bambaşka bir zamana ışınlanıyorsunuz. İlk olarak tüm koya yayılmış adaçayı kokusu sizi hipnotize ediyor. Sonrasında kullanılmayan eski evin muhteşem renkleriyle hemen önüne park edilmiş retro kamyonetin uyumu en acemi fotoğrafçıya bile ödül kazandıracak cinsten bir malzeme sunuyor. Yıllardır kimsenin oturmadığı ev, çocukken en büyük ilgi alanımızdı. İçine girip, eskiden orada yaşayanlara dair ipuçları bulmaya çalışırdık. Büyüdükçe o cesaretimi kaybettiğimi fark ettim. İçeri giremesem de kırık camlarından içeriye göz atıp, yılların tozuyla kaplanmış ayakkabı ve terlikleri görünce eski hayatlara dair hikayeler kurmaktan alıkoyamadım kendimi.

IMG_6089
Çocukluğuma dair bir çok anıya sahip olması dışında, Liman tarihi açıdan da çok önemli bir mekan. 1912 yılında kurulan Türkiye’nin ilk mermer fabrikası burada yer alıyor. 1912-1974 yılları arasında faaliyet gösteren fabrikada tüm makineler buharla çalışıyormuş. Teknolojiye yenik düşen fabrika şuan harabe şeklinde. Bekçiden izin alıp fabrikaya girdiğinizde, hala orada duran taş kesme tezgahlarını görmeniz mümkün.

Bu keşfedilmemiş, bakir koyda geçmiş zamana ışınlanmış, adaçayı kokusunda kaybolmuş bir haldeyken denizin kenarına oturup o eşsiz anın tadını çıkarın. Pişman olmayacağınıza eminim.



Küçükkum Plajı

FullSizeRender-4

Tamamen dinlenmiş olarak tekrar yola çıktığımda kendimi daha enerjik hissediyordum. Artık tırmanışlar bitmiş düz yollar başlamıştı. Bir de yokuş aşağı inişler vardı ki, bu zaman kadar akan terlerin mükafatıymışcasına tüm rüzgarı armağan ediyordu bana. Müthiş deniz manzarası eşliğinde yol alırken hafif hafif kızarmaya başladı gökyüzü. Günbatımı elbet her yerde güzeldir ama Küçükkum Plajı’nın gün batımını izlemek için müthiş bir yer olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle sessiz sakin bir gün batımı izlemek isteyenlerdenseniz, o saatlerde plajda hemen hemen kimsecikler kalmıyor. Siz, kızıla boyanmış gökyüzü ve deniz…

FullSizeRender-5


Saraylar

Saraylar Beldesi; başta Roma ve Bizans İmparatorluğu olmak üzere bir çok devlete ihraç edilmiş mermeriyle ünlüdür. Ayasofya ve Ayairini’nin sütün başlıklarını süslemekle kalmamış, krallara taht olmuş bir yer altı zenginliğine sahiptir. Kırka yakın mermer ocağı sayesinde, mermer ihracatının büyük bölümünü karşılamaktadır. Yol boyunca mermer ocakları güzargahından ilerlediğim için ara sıra koca kamyonlarla, kepçelerle karşılaştım biraz korkutmuş olsalar da hiçbir tehlike yaratmadılar.

FullSizeRender-10

Beldenin iç kısmına geldiğimde ise, ünlü sanatçıların yonttuğu heykeller sayesinde açık hava müzesine dönmüş sahil şeridinin keyfini sürdüm.

Hava yavaş yavaş kararmaya başlamış, gücüm de tamamen tükenmişti. Artık eve gidip ailemle buluşma zamanı gelmişti. Hayatımda ölmeden önce yapılacaklar listesine bir çeltik daha atmış olmanın mutluluğuyla ve yolu tamamlamış olmanın gururuyla eve doğru yol alırken bir sonraki bisiklet rotamı düşünmeye başlamıştım bile.

About The Author

Number of Entries : 179

Leave a Comment

Scroll to top