You Are Here: Home » Genel » belki de sensin

belki de sensin

 

IMG_4008

M.Dilara Kurt, bir akşam dost muhabbetine düşen bir mesajla girdi hayatıma. Üç yıl öncesinde içime düşen kurt, zamanla korkaklığımın esiri olmuş kuytu köşesine saklanmıştı çoktan. Belki kendi hastalık sürecimi yaşamasaydım, birçok yüzleşmeyle karşı karşıya kalmasaydım, Deniz’in yolladığı mesajı okurken yine gözyaşı dökecek, ertesi gün bildiğim hayatımı aynen yaşamaya devam edecektim. Ama Dilara Kurt’un hikâyesini okuduğumda geçip gidemedim, takılı kaldım… “Benim başıma gelmez” korkusuzluğunu yitirişimdir belki bu kadar etkilenme sebebim. Ama her şeyin ötesinde çok güçlü iki enerjidir beni bu hikâyeye çeken, Dilara ve Aykut…

Belki de Sensin projesini hayata geçirip elinden geleni yaparken başkalarına umut olmuş, tam da doğumuna bir buçuk ay kala kansere yakalanan Dilara; kahramanımız. Ve elini hiç bırakmayan eşi Aykut da kurtarıcımız…

Hikâyeyi en başından dinlemek için köşeme çekilip Dilara’ya kulak veriyorum…

Belki de Sensin’in kuruluş hikâyesi nasıl başladı? Bu hastalık öncesinde, hayatınızda bir kanser hikâyesi var mıydı? Sizi, Belki de Sensin’e iten güç neydi? Bu konuda yaşadığınız farkındalığın temel sebebi yani?

Ailemde bir kanser hikâyesi bulunmuyor. Sosyal medyada dönen çocukların hikâyeleri bizde bir şeyler yapmalıyız hissi doğurdu. Birilerinin bir şeyler yapması gerekiyordu ‘’Neden biz olmayalım?’’ diye düşünerek böyle bir oluşum başlatmaya karar verdik.

7,5 aylık hamileyken kanser haberini alınca, bu süreci nasıl atlattın? İlk düşündüğün şey neydi?

Haberi aldığımda hemen bebeğimizi alarak tedaviye başlanması gerektiğini söylemişlerdi. İlk önce ağladım, hemen sonra bebeğimin prematüre kıyafeti olmadığı aklıma geldi ve bunun derdine düşerek prematüre bebek kıyafeti sipariş ettim. Bu telaş beni hastalığımı düşünmekten alıkoydu. Açıkçası yaşayacağım sıkıntıların farkında olmadığımdan, bebek heyecanından başka pek bir şey düşünmüyordum.

Hastalık süreciyle doğum sürecinin iç içe geçmiş olmasını, sana verilmiş bir armağan olarak mı hissettin yoksa adaletsizlik olarak mı?

İkisine de evet diyebilirim. Başta bir armağan gibiydi çünkü. Fakat hastalık süreci epey zorlu ve bebeğimden uzakta geçtiği için kendimi çoğu zaman anne gibi hissedemedim. Bu anlarda adaletsizlik gibi geldiği oluyordu.

IMG_4009

Yazdığın bir yazıda hastalık sürecinde insanların iyi niyetle de olsa yükledikleri “güçlü olma misyonu”nun yoruculuğundan bahsetmişsin tüm samimiyetinle. Biraz açar mısın? Bu süreçte insanların sana nasıl davranmamalarını isterdin?

Aslında tam olarak güçlü olma misyonu değil bu çünkü ben hiç öyle bir şey üstlenmedim. Sadece bu durumu biraz klişe buluyorum. Mutluysam mutluyum, güçsüzsem güçsüzüm. Neysem onu yaşadım. Kanserle savaşma ve güçlü olma durumunu samimiyetsiz buluyorum. Hastayken insan fazlasıyla edilgen durumda oluyor. İnsanlar bu süreçte bana moral vermek yerine kök hücre donörlüğünü yaymak için çaba harcasınlar isterdim ki çoğunlukla öyle de oldu. Belki de Sensin için gönüllü olan herkese bu yüzden minnettarım.

Son olarak eklemek istediğin başka bir şey var mı?

Hayatta hiçbir şeyin sebepsiz olduğunu düşünmüyorum. Benim hikâyem Belki de Sensin projesinin gelişip büyümesi için bir fırsata dönüştü. Binlerce insan donör oldu. Henüz bana donör bulunamasa da birçok hasta donörüne kavuştu. Ben de sıramı bekliyorum. Güzel günlerin gelmesini umuyorum.

 

belkisensin

 

Belki de Sensin’e dönecek olursak; Proje ne zaman hayata geçti?

Belki de Sensin projesi, 2013 yılında kanser hastalarına fayda sağlamak amacıyla hayata geçti. Şimdilerde ise 60 şehirden 1000′in üzerinde gönüllüyle birlikte sesini daha güçlü bir şekilde duyurmaya devam ediyor. Vurgulamak isteriz ki biz kan toplamıyoruz, bu konuda yetkili kurumlara (Kızılay, Çapa, İbni Sina) yönlendirmelerde bulunuyoruz.

Kök hücre bağışı, çok zorlu ve acılı bir süreç algısıyla kazındı beynimize. Kolay kolay da aşılamıyor. Sanırım en çok bu algıyı yıkma konusunda zorlanıyorsunuz değil mi?

Bu konuda toplum olarak ortak bilinci yerleştirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken ‘‘insanlar bizi dinlemiyor’’ bataklığına saplanmadan sürekli yeni ve farklı yollarla anlatarak çözüm getiriyoruz, getirmeye devam da edeceğiz. Bilinci oluşturmak şimdiye kadar kolay olmadı ama biz bunu kolay hale getirmeye başladık. Bizi dinleyen insanlar acılı bir süreç olmadığını anlıyor. Biz de onlardan çevresine anlatmasını istiyoruz. En hızlı yayılım bu şekilde gerçekleşebilir.

Kök hücre donörü olmak için yapmamız gereken nedir? Kimler kök hücre donörü olamaz?

18-50 yaş aralığında bir bireyseniz; Kızılay verici merkezlerine giderek kayıt formu ve üç tüp kan örneğiyle ilk adımı atabilirsiniz. Verdiğiniz kan örneklerinin doku analizi yapılarak, Sağlık Bakanlığı’nca saklanır. Birisiyle eşleştiğinde sizden tekrar kan örneği istenir. Bulaşıcı, kalıtsal bir hastalığınız olmaması ve kalıtsal bir kan hastalığı geçirmemiş olmanız donör olmanız için gerekli kriterler.

Donör olamayan kişilere üzülmemesini asıl görevlerinin burada başladığını vurguluyoruz. Asıl mesele herkesin birbirine bu konuyu anlatarak çevresini teşvik etmesi. Hatta bizim isteğimiz kollarından tutarak verici merkezlerine götürmeleri.

En çok konuşulan konulardan birisi de kök hücre bağışı yaptıktan sonra, ailesinde ya da yakın çevresinde kansere yakalanan birisi olduğunda ona yardım edememe korkusu… Kök hücre vücutta tekrar yenilenen bir şey midir? Bir insan sadece bir kez mi kök hücre donörü olabilir?

Kök hücrenin azalması ya da bitmesi söz konusu değildir. Kök hücreler, kendini yeniler. Kök hücre bağışından sonra, ikinci kez donör olmak isterseniz değerleriniz kontrol edildikten sonra tekrar bağışçı olmanız mümkün. Yakınıma vermem gerektiğinde ona veremem düşüncesine kimse kapılsın istemiyoruz.

Kök hücre bağış oranlarıyla dünyada kaçıncı sıradayız. Ülkemizdeki farkındalığı arttırmak için bizlere düşen görev nedir?

Maalesef gerilerdeyiz ama son iki senedir üst bölüme yaklaşmaya başladık. Şöyle düşünmeliyiz; biz istersek insanlar yaşayacak. Bu kadar basit. Birine anlatırken ağzımızdan çıkacak üç cümle dünyanın herhangi bir yerinde bir çocuğun yaşamını kurtarabilir. Bu kudrete sahibiz. Daha çok insanı ikna etmeliyiz. Web sitemizde bu konuda daha fazla şey yapmak isteyenler için herkese açık bir sayfa oluşturduk.

Kök hücre bağışı, hangi yöntemlerle yapılıyor? Şu çok korkulan, efsane haline gelmiş kemik iliği yöntemine hangi durumlarda gereksinim duyuluyor? Ve sanıldığı kadar korkunç bir yöntem midir?

İki yöntemi var. Kemik iliği ve periferik yöntem. Periferik yöntem; tıpkı kan verme işlemi gibidir. Vücutta kemik iliğine bağlı kök hücrelerini, 4 gün boyunca yapılan aşılar yardımıyla bağlı olduğu noktadan kopararak kan dolaşımına geçmesini sağlar. Bağışçı, bir cihaza bağlanır. Bu sayede kök hücreler toplanır. %90 bu yöntem uygulanıyor. Kemik iliği ise; ameliyathanede steril koşullarda, genel anestezi altında yapılıyor. Vericinin kalça kemiğinden özel iğneler aracılığı ile alınan kemik iliği bir-iki torbaya aktarılır. Yani işlem herhangi bir operasyon ve dikiş gerektirmemektedir. Yani “kök hücre, kalça kemiği üzerinden matkap benzeri bir aletle alınıyor,” ya da “kök hücremiz alınırsa felç oluruz,” gibi söylemler tamamıyla gerçek dışıdır.

Kemik iliği yöntemine hangi durumlarda ihtiyaç olur?

Son zamanlarda bu vericinin tercihine bırakılan bir seçenek haline geldi. Daha önceleri hastanın ve hastalığın durumuna göre seçim yapılıyordu.

Periferik sistem aracılığıyla kök hücre bağışının yan etkileri var mı?

Geçici olmakla birlikte bazı yan etkileri vardır. Bunlara yan etki demek de zor. Grip benzeri semptomlar, kaslarda ağrı. Yan etkiler 1-2 haftada kendiliğinden kayboluyor. Bunların gerçekleşme ihtimali %5. Dünyada hiçbir vericiye bir şey olmadığı kanıtlanmış bir gerçek.

Donör olduktan ne kadar süre sonra normal hayatımıza dönebiliriz?

Garip gelecek ama hemen dönebilirsiniz. Tedbir amaçlı olarak birkaç gün dinlenilmesi tavsiye ediliyor. Hepsi bu. Bu basit korkular yüzünden insanların hayatlarına devam etmelerini engellemek doğru mu?

Belki de Sensin ekibi olarak hâlâ kafasında soru işareti olan kişilere seslenmenizi istesek?

Biz annelerin, babaların çocuklarıyla birlikte bu hastalığı atlatarak hayatlarına devam etmelerini, küçük dertlere dertlenmelerini istiyoruz. İnsanların boşuna ölmelerini kabul edemiyoruz. Bunun olmaması için var gücümüzle çalışacağız. Siz de çalışmalısınız, herkes çalışmalı!

 

 

 

 

About The Author

Number of Entries : 178

Leave a Comment

Scroll to top