You Are Here: Home » Genel » sarmal

sarmal

 

2886a195-51f5-4d45-977b-344f1e1f4250

 

*Mikrop derginin Ocak-Şubat 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Koşarak uzaklaşsam da kendi sarmalımdan bir türlü kurtulamadığımı fark ettiğim an durdum. Öylece, kıpırtısız… Bedenim ne kadar kıpırtısızsa, göğsüm ona inat bir hızla yükselip alçalıyordu. Bu kadar hızlı nefes alıp vermeye yetişemeyeceğimden korkmaya başladım. Elimde kavradığım taşa sarılıp usulca fısıldadım. “Çizginin hangi tarafındayım?”

Tam olarak nerede durduğumu bilmediğim bir yerdeydim. Dengemi kaybetsem çizgiyi aşacak ve oyundan uzaklaştırılacak korkusunda, sınırda kalma çabasının yükünden yığılıp düşecek yorgunlukta… Her iki ihtimalde de insan o çizgiyi aşmıyor mu, sınırı geçmiyor mu zaten? Dışa akıttıklarından çok içinde sakladıkları çürütmüyor mu insanı?

Yavaşlayan nefesimin ardından, uzaklaştığım resmi seyre daldım. Sarmalında ilerlemeye çalışan küçücük bir karınca gibi, ilerledikçe kaçtığı yere ulaşan kendimi gördüm…

Bir çıkış yolu olmalıydı, bu kabuğun kırıldığı bir nokta… Özgürlüğümden öte, korkularımı bırakmanın peşindeydim boşluğa. Birilerinin karşıma geçip “büyütüyorsun” demesini diliyordum belki de ilk defa. Ama bazı acılar var ki tescillenmiş sanki. Dile getirildiğinde herkesin gözlerine sinen o üzüntü, acılarımızı daha da büyütmüyor mu? İnsan “saçma sapan şeyler yaşıyorum ve ben büyütüyorum” demeyi yeğlemiyor mu böyle anlarda?

Şimdi çizginin hangi tarafındayım, bilmiyorum… Yaşanan acı büyüdükçe daha zorunlu kılıyor ayakta kalmayı. Günlük kaygılarımda boğulsaydım ve hıçkıra hıçkıra ağlasaydım herkesin karşısında diyor… Ağlayabiliyor da. Ama diğer türlüsü başına geldiğinde, insanın içi buz kesiyor… Göz pınarları buz keser miymiş? O cam parçaları, her nefes alışında içini parçalar mıymış insanın? Ve paramparçayken de dimdik çıkabilir miymiş herkesin karşısına? Güçlü olma zorunluluğu diye bir şey varmış bu hayatta.

Her gün onca çabaya rağmen hâlâ yokuşa koşulan hayatlara bakıp şöyle sesim kısılana kadar haykırsam, haksız mı olacağım yine! Her gün yeni bir şey daha öğrendiğimi düşünüp derin bir oh çekecek olduğumdan mı daha fazlası yükleniyor omuzlarıma? “Benden bu kadar” deyip kendinden çekip gitme özgürlüğünü ne zaman kazanıyor insan…

Yoksa inatla direnirken, en büyük savaşı açanın, pişmiş suratıyla beni beklediğini ve hep işleri daha da zorlaştırdığını kabul ettiğimde mi kolaylaşacak bazı şeyler!

Peki tamam!

İsyan yok!

Öfke yok!

Derin bir nefes!

Ya boğazımda düğümse artık o nefesler. Bu hiç düşmeden yükselen ivmenin “yoruldum” deyip köşesine çekilmesi gerekmiyor mu! Tüm enerjimi sömürmüşken hâlâ çaba beklemesi insafsızlık olmuyor mu!

Bazı şeylerin gerçek dışı kurgulandığını kabul edin bu hayatta! Bizler süper kahraman değilken nasıl durdurmamız bekleniyor başımıza yıkılan evleri! Kolumuzu kaldırıp tutamayacakken o koca yığını, altında kalıp ezileceğimiz çok aşikâr değil mi!

Kabul edelim artık…

Çabaladıkça daha fazlasını bekleyen doyumsuz bir canavar varsa karşımızda o zaman şartlar eşit olsun.

Ben pelerinimi istiyorum!

Böylesi adil değil, ben oyundan çekiliyorum…

 

Çizer. Derya Davulcu

 

 

 

 

 

About The Author

Number of Entries : 184

Leave a Comment

Scroll to top